2 Kasım 2012 Cuma

Marcus Merk


ÜSTÜN ALMAN TEKNOLOJİSİ

“Burada her şey ya siyah, ya beyaz. Gri rengi göremiyorum”

Onun hakemliğini zaten biliyorduk, şimdi Lig TV sayesinde hakem yorumculuğunu tanımaya başladık. Markus Merk daha ilk günden başka bir hakem eleştirisi yapılabileceğini göstermeye başladı

Hakem olmaya nasıl karar verdiniz?
Kaiserslautern’de doğdum. Şehirde 100.000 kişilik nüfusun tamamı futbol sevdalısıdır. 1954’te Almanya Dünya Kupası’nı kazandığında Almanya’nın bu küçük şehri milli takımda beş kişi ile temsil ediliyordu. Doğduğum ev stadyumdan sadece 300 adım uzaklıktaydı. Eğer bu şehirde doğduysanız Kırmızı Şeytanlar’ın formasını giymek istersiniz. Ben de öyle yaptım. Beş yaşımda futbol oynamaya başladım. O zaman için bu enteresandı çünkü normalde sekiz yaşında başlanıyordu. Özel izinle oynamaya başladım ve adidas benim için özel bir ayakkabı tasarladı. “Büyük Cehennem”de üç kişiden çok etkilenirdim: Hakem ve yardımcı hakemler. Hakemliğe 12 yaşımda başladım. Bu da bir ilkti. Normali 15’ti ama Alman Futbol Federasyonu’ndan özel izinle başladım. 12 yaşında bir çocuğun yetiştirilmesinin ne kadar önemli olduğunu tahmin edersiniz. Bundan 14 yıl sonra ben de Bundesliga’da maç yönetmeye başladım. Almanya’nın en büyük gazeteleri beni bir reklâm şakası gibi sundu. 1984 yılıydı. Digitürk ve Lig TV yoktu! Bir Alman kanalı bu maç için kamera göndermişti. Bundesliga’da maç yönetmeye başladığımda o görüntüler televizyonda dönüyordu.

Futbolculuktan gelen bir hakem olarak yönettiğiniz maçlarda futbolcuları girdikleri pozisyonlarda eleştirir miydiniz? Topa vurmak istiyor muydunuz?
Bir oyuncu da kendini sürekli hakem gibi hissetmiyor mu? Bu hakem için de oyuncu için de büyük avantajdır. En üst seviyeye çıkmak ve orada kalmak istiyorsanız bunu yapmak zorundasınız. Üst düzey bir hakem kendisini teknik direktörün, taraftarın ve futbolcunun yerine kendisini koyabilmeli. Bu saydıklarım futbol dünyasının parçaları. Hakem ise bunları kapsayan bütündür.

Ben ilk yönettiğim maçta heyecandan kronometreyi çalıştırmayı unutmuştum. Sizin de böyle bir hikâyeniz var mı?
Düdüğünüzden çıkardığınız ses sizin imzanızdır. 10 yıllık hakemlik kariyerim vardı ve ilk günden beri aynı düdüğü kullanıyordum. Bu benim için bir totemdi. Almanya üçüncü liginde bir maç yönetecektim ve kıran kırana bir maç olacaktı. Maçtan birkaç gün önce düdüğüm kırıldı. Kötü şans! Aynısından iki tane sipariş verdim. Sinirden ölecektim. Son dakikada düdük geldi. Hakem odasında çocuk gibi dakikalarca öttürdüm. Eski sesimin aynısıydı. Maça çıktım. Düdüğümü kullandığım ilk pozisyonda herkes bana bakıp gülmeye başladı. Anaokulundaki bir çocuk da aynı sesi çıkarırdı! Ne yapacağımı şaşırdım. Oyuncular sağ olsun az faul yaparak beni bu komik duruma düşürmediler. Ben de devre arasında düdüğümü değiştirdim.

Aynı zamanda diş doktorusunuz. Hastalarınız arasında maçlarda canınızı sıkan futbolcular da oluyor muydu? Kararlarınıza itiraz eden futbolcuları dişçi koltuğuna oturtmakla tehdit ediyor muydunuz?
Kliniğim Kaiserslautern’de olduğundan bütün futbolcuları tanıyordum. Bir adamın hem hakemi hem diş doktoru olmak son derece aşırı (gülüyor). Benden uzak durmaya çalışıyorlardı (gülüyor). Toplam 350 Bundesliga maçı yönettim. Her biri ayrı hikâye. Stefan Kuntz benim dostumdur. Almanya’da herkes dost olduğumuzu bildiğinden onunla ilgili verdiğim kararlara dikkat etmem gerekiyordu. Leverkusen’le oynadıkları bir maçta büyük bir tartışma çıktı. Kuntz hiç susmuyordu. Beni çıldırttı. Maçta atmadım ama sonra dişçi koltuğunda görüştük!  

Türk hakemlerinin en büyük sorunu ne?
Almanya’da Türk ligleriyle ilgili haber almak çok zor. Aldığınız haberlerde büyük takımlarla ilgili küçük haberlerdir. Ancak Türk futbolunu ve anlayışını her zaman beğenmişimdir. Futbol eleştirisi dünyanın her yerindedir. Özellikle Türkiye’de! Bu Türkiye’de çalışmayı tercih etmemin sebeplerinden biri. Sadece hakemler için değil, Türk futbolu için bir şeyler yapabileceğimi düşündüm. Zamanla değişime katkıda bulunacağımı umuyorum. Türk hakemlerinin işleri gerçekten çok zor. Karar vermek zor bir işken, baskı altında karar vermek korkunç bir şey!

Süper Lig’in dünya liglerinde üst sıralara yükselmesi için sizce yapılması gereken üç şey ne? 
Burada her şey ya siyah, ya beyaz. Gri rengi göremiyorum. İnsanlar benden de bunu bekliyor. O pozisyon kırmızı kart gerektirir desem herkesin hoşuna gider. Bu işin kolayı ama ben hiçbir zaman kolay olanı seçmedim. Türkiye’de bir bakış açısı geliştirmek istiyorum. Bu hakemleri korumak adına yanlış kararları destekleyeceğim anlamına gelmez. Benim de yapmadığım hata kalmamıştır. Seyirci azlığı ve statların durumu da ayrıca sorunlardan bazıları.

Biz çok heyecanlı ve sıcakkanlı bir toplumuz. Futbola ilgimiz de malum. İstanbul sokaklarında yürürken sizi herhangi bir pozisyonu sormak için durduranlar oluyor mu?
Bunu seviyorum! İstanbul’a ilk geldiğimde çekincelerim olduğunu itiraf etmeliyim. İki adım atıp, “Hey Markus!” sesi duyuyorum. Ve herkes bunu gülümseyerek söylüyor. Bir gün Maraton’dan çıkıp, gecenin ortasında otele geldim. Oteldekiler beni bekliyormuş. Lig TV’yi izlememişler. Hata yapmışlar. Herkes hata yapar (gülüyor)! Bana üç pozisyon sordular. Ben de onlara kendi fikrini sordum. Beşiktaşlılar ve takımın lehine hataları bile saymaya başladılar. Adamlar hakem konuşmayı seviyor, ne yapalım.

Dünyanın üç kez, Almanya’nın yedi kez en iyi hakemi seçildiniz. Hakemlik kariyerinizin size bıraktığı en iyi hediye ne oldu? 
Ne Dünya Kupası, ne Avrupa Şampiyonası. ne derbiler… Benim için başarı en iyi performansla en iyi ligde 20 yıl maç yönetmektir.

Markus Merk’in Unutamadığı Dört Maç
Birçokları Markus Merk’in yorumlarında hakemleri “kolladığı”nı öne sürüyor. Bunun nedeni, eski hakemin kariyerinin kritik maçları olmasın!

  • 2006 Dünya Kupası’nda Marcus Merk üç maç yönetti. Avusturalya – Brezilya maçından sonra Herry Kewell ile Merk arasında sözlü bir tartışma oldu. İddialara göre bu tartışmadan zararlı çıkan Markus’un annesi oldu!

  • 26 Haziran 2003 Konfederasyonlar Kupası Kamerun – Kolombiya maçında Marc Viven Foe öldüğünde düdük Merk’in elindeydi. O, oyunu durdurduğunda Foe yerde hareketsiz yatıyordu. Kameralar Foe’yi gösterdiğinde gözleri bilinç kaybının etkisiyle korkunç bir haldeydi.

  • Bundesliga’da 2000–01 sezonu son haftasına Bayern Münih, Schalke’nin üç puan önünde girmişti ama Hamburg karşısında 1-0 yenik oynuyordu. Ayrıca Schalke’nin averajı daha iyiydi. Markus Merk 90+4’de Bayern Münih lehine en direkt vuruş verdi. Top ağlara gidince Bavyeralılar şampiyonluklarını ilan etti. Şampiyonluğu son anda kaybeden Schalke’li taraftarlar çılgına döndü. Bu, Merk’in son Schalke maçı oldu.  

  • 1 Mart 2008’de Werder Bremen’li oyuncu Markus Rosenberg bariz ofsayttan Borussia Dortmund kalesine topu gönderdi. Markus Merk golü verdi ve verdiği anda kararından pişmanlık duydu. Ancak yapacak bir şey yoktu! Olan oldu. Marcus o anı “Hakemlik kariyerinin en acı anı” olarak anıyor.

“Güney Kutbu’na da gidersem tamamdır!”
Büyük maçlar yönetmiş olsa da, bir düdükle 22 futbolcuya hükmetse de Markus Merk’in hayallerinin süsleyen şeyler bambaşka…

Herkesin hayalleri vardır. Çocukken yüksek dağların ve iki kutbun hayalini kurardım. Kuzey Kutbu’na bu yıl gittim, şimdi sıra güneyde. Hayallerimden biri Bundesliga maçı yönetmekti. O da fazlasıyla oldu. Küçükken kiliseye gittiğimde üçüncü dünya ülkeleri için yapılan projeleri gördüğümde çok heyecanlanırdım. 1990 kışında yine hayallerimin peşine düştüm. Büyük bir Alman organizasyonu ile Hindistan’a gittim. 2500 çocuk için diş taraması yapacak bir doktora ihtiyaç vardı. O ben oldum. 1993’te kendi projemi hayata geçirdim. 17.000 metrekarelik bir alandaki ailelerle ilgilendim. Bu alanda okul ve çocuklara ayrılmış hiçbir alan yoktu. 20 köy halkının ulaşabileceği bir yer inşa ettik. Burada evsiz çocuklar için kalacak yer, bütün çocuklar için okullar ve oyun parkları bulunuyor. Şu anda bu oluşum üç bölgeye dağılmış durumda. Şu anda 1050 çocuğa kalacak yer, yemek ve eğitim veriyoruz. Kimsesiz yaşlılar için de çalışmalarımız var.

FourFourTwo Dergisi Ekim 2010 sayısında yayımlanmıştır... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder